Seninle Olmak
Cumartesi, Nisil 11, 2009 tarihinde, Medya etiketi için yazılmış.
Sevdiğim yazarlardan Selahattin Adıgüzeller'e ait bir yazıya denk geldim başka bir sitede az önce. Yazı şu andaki "ben"i anlatmıyor, hatta çok uzak. Hiç kimseye karşı şu anda hissetmediğim duyguları anlatıyor. Ama geçmişte az yaşamadım anlatılanları tabi ki. Şimdilik bana uzak bir yazı belki. Belki uzun bir süre daha uzak kalacak ama, bu yazının güzel olduğu gerçeğini değiştirmiyor :)
Selahattin Adıgüzeller'e ait daha eski bir köşe yazısını da burada sizlere aktarmıştım. Bursa'yı ne zaman özlesem imdadıma koşan bir yazıdır o da.
Bu seferki yazımız "Seninle Olmak":
Seninle olmanin en güzel yani ne biliyor musun? Elin elime degmeden, avuçlarimi terleten sicakligini taa içimde hissetmek.
Seninle olmanin en kötü yani ne biliyor musun? "Seni seviyorum" sözcügü dilimin ucunu isirirken, her bulusmamizda bos yere saatlerce havadan sudan söz etmek.
Seninle olmanin en heyecanli yani ne biliyor musun? Ayni seyleri seninle ayni anda düsünmek, birlikte aglamak, gülmek..Ve yanimdayken seni çilginca özlemek.
Seninle olmanin en aci yani ne biliyor musun? Kalabalik ortamlarda seni diger dostlarinla paylasmak... Telefonda konustugun, yolda hatirini sordugun insanlari, çocukça kiskanmak. Yasadigin eski asklari dinlemek.
Seninle birlikte olmanin en mutlu yani ne biliyor musun? Tanidik birileriyle karsilasma tedirginligi ile yollarda yürümek yanmana... Elimdeki semsiyeye inat, yagmurda islanmak birlikte. Elimde kirçiçegi seni beklemek... Ayni mekanlarda ayni yiyecekleri yemek. Koza'da çay-simit... Moda'da menemen ve bira çerez... Belki de visne votka.
Seninle olmanin en romantik yani ne biliyor musun? Sensiz gecelerde sana söyleyemediklerimi yildizlara, aya anlatmak...Okudugum kitabin sayfalarinda, dinledigim sarkilarin, türkülerin, siirlerin her misrasinda seni bulmak.
Seninle olmanin en zor yani ne biliyor musun? Seni kaybetme korkusuyla, hayatta ilk kez tattigim o tarifsiz duygularimi, umut denizinin ortasinda küreksiz bir sandala hapsetmek... Sevgili yerine yillarca dost kalmayi basarmak. Yalinayak yürümek biçagin en keskin yerinde. Kanadikça tuz yerine gözyaslarimi basmak yüregime.
Seninle olmanin tek yan etkisi ne biliyor musun? Nereden bileceksin? Sen benimle hiç olmadin ki! Olsaydin avuçlarim terlemezdi... Isirmazdim dilimin ucunu... Özlemezdim seni yanimdayken... Kiskanmazdim. Korkmazdim yollarda yürümekten... Islanmazdim yagmurlarda... Yildizlara, aya dert yanmaz, böyle her sarkida sarhos olmazdim.
Korkmazdim seni kaybetmekten, ayaklarim kan revan, atlardim sandaldan denize...
Ve her kulaçta haykirirdim seni sevdigimi.
Sen hiç benimle olmadin ki...
Ya aklin baska yerlerdeydi, ya yüregin!
Selahattin ADIGÜZELLER
|Yazılan (yok) yorumu oku| |Yorum yaz| |Sayfasına git|
Büyük Rezalet
Pazartesi, Ocak 7, 2008 tarihinde, Medya etiketi için yazılmış.
Ne zaman kaydettim görüntüyü hatırlamıyorum, ama pek de eski değil. Kendini büyük zanneden bir gazetemiz olan Hürriyet'in yaptığı rezalet insanı hem güldürüyor, hem ağlatıyor:
|Yazılan (yok) yorumu oku| |Yorum yaz| |Sayfasına git|
Kahvenin telvesinde yüreğim... - Selahattin Adıgüzeller
Pazar, Ağustos 16, 2007 tarihinde, Medya etiketi için yazılmış.
Çok sevdiğim ve Bursa'da fırsat buldukça takip ettiğim bir yazardır. 26
Ağustos 2007 tarihli köşesindeki bu yazısıyla beni benden alıp
götürmüştür.
"Koza Han'dayım...
Avlusundaki çay bahçesinde.
Hani seninle her gelişmizde oturduğumuz bir ayağı kısa masamızdayım.
Bu kez yalnızım.
Sensizim.
Masanın bütün ayakları kısa şimdi, kuşlar ilk defa sessiz, şadırvandaki fıskiyelerden akan suyun sesi zevksiz.
***
Az gelmezdik Koza Han'a...
Kalabalıklardan kaçtığımız, güneşten bunaldığımız ve sohbete hasret kaldığımız zamanların vazgeçilmez mekanıydı.
Önce simit alırdık, nar gibi kızarmış.
Tavşan kanı çaylarla birlikte bir güzel yerdik çıtır çıtır.
Ardından kahvelerimizi söylerdik.
Kulpsuz fincanlarda gelirdi bol köpüklü kahveler. Kokusunu duyar duymaz yakardık sigaraları.
Kahve falı bakardın bana.
Anlamasan da iyi atardın.
Kahvenin telvesinde yüreğimi...
Yüreğimin içinde birini görürdün de, kim olduğunu bildiğin halde söylemezdin.
Saklardın adını.
***
Bazen bir cümleye takılır, saatlerce gülerdik.
Onlarca espriler üretirdik.
Şiirler okurduk karşılıklı.
Bazen de hiç uzmanı olmadığımız derin aşk konularına girerdik.
Hayallerimizin boyunu geçerdi derinlik...
Gerçeklerin arasından kocaman bir "oofff!!!" çekerdik.
Fotoğraflarını çekerdim senin...
Her karede gülüşünde hüznü, bakışında aşkı gizleyen pozlar verirdin, sardunyalar önünde.
Mutluluğun fotoğrafını yakalacağım derken, kaç makara film bitirdim.
***
Koza Han'dayım.
Avlusundaki çay bahçesinde.
Bu kez yalnızım.
Sensizim.
Bir yerlerden müzik sesleri geliyor kulağıma...
"Özlediğim şimdi çok uzaklarda" diyor Nilüfer.
Biliyorum benden çok uzaklardasın, bir nefes kadar uzakta!
Garson, benden daha umutlu. Az sonra gelirsin diye daha ben söylemeden getirdi masamıza kahveleri.
Köpüğü kaçmadan gelip içsen.
Saklasak duygularımızı yine esprilerimizle, gülsek gözlerimiz yaşarana dek!
|Yazılan (yok) yorumu oku| |Yorum yaz| |Sayfasına git|
30 Ağustos 2007'den kalma...
Cumartesi, Ağustos 15, 2007 tarihinde, Medya etiketi için yazılmış.
Bir tasarımcı adayı olarak geleceğe dair en büyük hayalimin Fransa'da Renault fabrikasında çalışmak olduğunu bilen bilir. Ancak 30 Ağustos'ta gazetede gördüğüm bu reklam enteresan geldi.
|Yazılan (yok) yorumu oku| |Yorum yaz| |Sayfasına git|
« Önceki -