Siz Kadınlar
Salı, Aralık 22, 2009 tarihinde, Internetten etiketi için yazılmış.
Denk geldiğim bir şiir, hoşmuş :)
Siz kadınlar!
Siz, kendinizi ne sanırsınız?
Her aşk hikayesinde siz varsınız!
Her şarkı da sizin bir hasretiniz,
Her mısrada hazin aşk hikayeniz.
Siz kadınlar!
Siz; kendinizi ne sanıyorsunuz?
Dağları deldiren bir tutkusunuz
Denizleri aştıran ufuksunuz
Devrim yaptıran bir olgusunuz.
Siz kadınlar!
Siz; kendinizi ne sanıyorsunuz ?
Aşılmaz sisli bir dağ mısınız,
Gönle dolan acı hüzün müsünüz,
Siz kendinizi, aşılmaz mı sanıyorsunuz?
Biz olmasak siz ne işe yararsınız
?
Siz kadınlar!
Siz; kendinizi ne sanıyorsunuz?
Çektirin bakalım bu hasretiniz.
Ne de olsa, kör olası bir erkeğiz.
Peşiniz sıra hesapsız koşarız.
Bu bizim kıyametlik kaderimiz.
-Alaaddin Uygun-
|Yazılan (yok) yorumu oku| |Yorum yaz| |Sayfasına git|
Sonuna kadar
Pazartesi, Aralık 14, 2009 tarihinde, Ben etiketi için yazılmış.
Ben direneceğim elbet. Başkaları gibi çökmeyeceğim, sonuna kadar taşıyacağım herşeyi. İkimizi de... "İndandığın şeyler uğruna savaşmazsan elde edememen kadar doğal bir şey yoktur." Evet, karşımıza engeller çıkıyor, hem içeriden hem dışarıdan. Ama ben hepsini alt edeceğim, çünkü yapmalıyım. Ben zamanında bu sorumluluğu nasıl ve neden aldığımı belirttim. Basit birşey değil, hayatımı şekillendirecek bir sorumluluk bu. Bu yüzden de ona uygun davranıyorum. Gerekirse fay bile olsa bütün o suni çatlakları kapatacağım. Evet, çünkü ben de seni hayatımdaki herşeyden daha çok seviyorum!
|Yazılan (yok) yorumu oku| |Yorum yaz| |Sayfasına git|
Sıkıntılı Yazı
Cuma, Aralık 11, 2009 tarihinde, Ben etiketi için yazılmış.
Çok karışığım bugün, çok savaşıyorum kendimle.
Küçükken bazen delirmekle ilgili şeyler düşünürdüm; "Acaba nasıl bir duygu?" derdim. Hayaller kurardım, bir gün delirirsem insanlar bana nasıl bakarlar, ben onları nasıl görürüm, dünyam nasıl değişir diye. Bugün sanki kafatasımın içinde 7-8 beyin birden var ve hepsi çalışıyor, hepsinin derdi düşüncesi başka... Ayaklarının kimi ileri, kimi sağa sola, kimi de geri gitmeye çalışan bir kırkayak gibi savuruyor ben bu beyinler akşamdan beri. Bunaldım, öyle ki sanki atmosfer basıncına karşı koyamıyorum, içime doğru patlayacağım... Tam kalbime doğru...
Bu sefer daha önce hiç olmadığım kadar istekli, hiç olmadığım kadar inançlı, ve bu yüzden de belki hiç olmadığım kadar sabırlıyım. Şu anda en fazla ihtiyacım olan şey de bu sabır. Sabırsızlık insana pişman olacağı şeyler yaptırabilir çünkü. Kendimi bildiğim kadarıyla da eğer sabretmeye karar verdiysem sonuna kadar dayanırım. Ama hem ihtiyacım olan, hem de korktuğum şey işte bu... Hayır, saçlarımın erken dökülecek olmasını umursamıyorum, ama beynimin gerçek anlamda fonksiyonlarının bozulması başkalarına benim sorumluluğumu yükleyecek diye korkuyorum.
Evet, kaldırırım. İnandığım şey uğruna herşeyi kaldırırım; sonuçta başarının altında benim adım daha büyük harflerle yazar ve içten içe mutlu olurum, bu da yeter bana. Ama denek olmak ağır gelir bana bu andan sonra...
Umarım görmekten memnun olduğum o saygı fazla uzaklaşmadan geri gelir. Benimse içim bu konuda rahat. Delirmek beni üzer, çünkü başkalarını uğraştırır.
|Yazılan (1) yorumu oku| |Yorum yaz| |Sayfasına git|
12 yaşındaki mendilci Ahmet’ten hayat dersi!
Cumartesi, Ekim 17, 2009 tarihinde, Internetten etiketi için yazılmış.
Bir arkadaşım bana mail yoluyla ulaştırdı bu yazıyı, kendisine çok teşekkür ederim. İlginç bir hikaye; hem acıtan hem şaşırtan...
Dün 15 milyon öğrenci ders başı yaptı...
Bilecikli Ahmet ise, Mecidiyeköy’deki Profilo trafik ışıklarında elindeki kağıt mendilleri satmak için yeşil ışığın yanmasını bekleyen araçların camlarını tıklatıyordu.
“Sen okula gitmiyor musun” dedim, gerisi geldi:
- İki sene önce dördüncü sınıfı bitirdim ve bıraktım.
- Neden?
- Babam hapse girdi...
- Ne yaptı ki?
- İnce iş... Şimdi anlatamam...
- Annen neden çalışmıyor peki?
- O da çalışıyor, aha orda... (Eliyle 10-15 metre uzakta kucağında bir bebekle dilenen kadını gösteriyor.)
- Oooo, iyisiniz... Bu ışıklar sizin kontrolünüzde yani...
- Kız kardeşim de cam siliyor...
- Vay, vay, vay... İyi para götürüyorsunuzdur...
- Üçümüz günde 200-250 liradan aşağı toplamıyoruz...
- Ayda 6 milyar eder...
- Geçiyor... Ama pazar günleri çalışmıyoruz... Çünkü pazarları bu ışıklar tıkanmıyor. İş olmuyor. Ben de balık tutup satıyorum. Sana da getireyim mi?
- Boş ver balığı, o kadar parayı ne yapıyorsunuz?
- Birazını babama gönderiyoruz, birazını yiyoruz, yarısını da biriktiriyoruz.
- Biriktirince ne yapacaksın, dükkân mı açacaksın kendine?
- Manyak mıyım be abi, ne dükkânı... Araba alacağız. Babam hapse girmeden önce korsan (kaçak taksicilik) yapıyordu, büyüyünce ben de aynı işi yapacağım.
- Ev almayacak mısınız?
- Evimiz var, belediye verdi. Kâğıthane’de...
***
Bu sırada ışık yeşile dönüyor ve arkamdaki araçların sürücüleri kornalarına abanmaya başlıyor... Ama muhabbet tatlı, Ahmet’le biraz daha konuşmak için arabayı iyice kenara çekiyorum.
- Okulu tamamen bıraktın yani...
- Okusam ne olacak ki? Benim öğretmen yirmi yıl okumuş, bin lira kazanıyor. Yaşanır mı o parayla? Hem ben her gün internete giriyorum, o yeter.
- Bilgisayarın da mı var?
- Niye olmasın ki?
- Peki; arkadaşların okula giderken hiç mi üzülmüyorsun?
- Önce üzülüyordum, ama artık sigara paralarını bile ben veriyorum. En zenginleri benim şimdi.
Ahmet işin kolayını bulmuş, yolunu çizmiş; ne söylesem nafile... Vedalaşıp gitmek için hamle ediyorum, suratı asılıyor:
- O kadar çene çaldık, bir beşlik bile atmayacak mısın?
***
Dün 15 milyon öğrenci dersbaşı yaptı...
Şanslı olanlar üniversiteyi kazanıp, öğretmen, doktor, mühendis olacak ve Ahmet’in dediği gibi ayda bin liraya talim edecek. Çoğu da işsizler kervanına katılacak.
Ahmet ise o zamana kadar çoktan altına arabasını çekip, korsana başlamış olacak.
Belki de işleri iyice yoluna girecek ve “filo” kuracak...
Çoğumuz sokakta gördüğümüz o çocuklara acıyoruz ya...
Bence asıl kendi çocuklarımızın geleceği için kaygılanmalıyız!
(kaynak: http://haber.gazetevatan.com/haberdetay.asp?Newsid=260973&Categoryid=4&wid=102)
|Yazılan (yok) yorumu oku| |Yorum yaz| |Sayfasına git|
« Önceki -